İsimler

Cemil’di ismi bebeğin. Bunu öğrenmesi fazla zaman almamıştı. Cemil dendiğinde bütün gözler kendisine dönüyor, anne kendisine bakarken Cemil diyordu. Anladı ki bu Cemil denen şey kendisidir.

O berrak sıvının ismini öğrendi sonra. Etrafını çevreleyen anlamsız sesler duvarından düşen ilk tuğlalardan biriydi bu kelime. Su. Her ne zaman bu sesi duysa birileri o berrak sıvıya yöneliyor, onu bir kaptan diğerine boşaltıyor ya da içiyordu. O sıvıyla bu ses arasında kesin bir bağlantı vardı. Bu belliydi. Bir gün denemeye karar verdi. Ağzını, dudaklarını ve dilini müthiş bir enerjiyle çalıştırıp o tek heceyi atıverdi dışarı: “Bbuuu”. Olmamıştı. Olmamaya da devam etti bir süre. “Bbuuu”, “bbruu”, “şuuuu”, “şuuuu”. Olmamıştı, evet, ama aslında olmuştu. Ne zaman “bu” “bruuu” ya da “şuu” dese birileri o berrak sıvının yanına koşuyor ve hemen ona su getiriyordu.

Sonra bir gün tüm berrak sıvılara “su” denmediğini keşfetti bebek. Annenin sehpanın üzerinde unuttuğu berrak sıvıya saldıran bebek, ağzını dolduran asitli ve şekerli sıvının “su” olmadığını hemen anlamıştı. Anne de bu keşfi doğrulamış, “O su değil oğlum, gazoz” demişti. Efendim? (www.bebekce.gen.tr) Gazoz. Gazoz. Gaa-zoz. Yarım yanlış olsa da bunu söylemeyi de öğrenmişti bir süre sonra bebek.

İşte o görünüşü aynı ama tadı çok farklı berrak sıvıları ve aslında etrafında bulunan her şeyi temsil eden kelimelerin birer İSİM olduğunu yıllar sonra öğrenecekti bebek.

 

Gerçekler dünyasındaki her varlığın kelimeler dünyasında bir karşılığı vardır ve buna isim denir.